Hayat | Konular | Kitaplık | İletişim
Sorulu Ve Cevaplı İman Prensipleri
Sorulu Ve Cevaplı İman Prensipleri
Soru: Allah'ın varlık ve birliğine dair delil gösterilebilir mi?
Cevap: Evet. Hem de pek çok. Bunun için Allah'ın Kitabı Hz. Kur'an'ın şu âyeti yeteri kadar her şeyi açıklıyor: “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, uzayıp kısalmasında, salim akla sahip olanlar için Yüce Allah'ın varlığını ilân edici ibretli ve büyük deliller vardır. O salim akıl sahibi insanlar ki, ayaktayken, otururken ve yatarken Allah'ı hatırlayarak göklerin ve yerin yaratıcısını inceden inceye düşünürler ve kendi kendilerine şöyle derler:
“Ey Rabbimiz; Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni her türlü noksan sıfatlardan uzak tutarız. Bizi Cehennem azabından koru.”
Bu âyetlerin ışığı altında düşünen her akıl sahibi kişi, gözlerinin önünde Allah'ın varlığına ve büyüklüğüne dair yüz binlerce delilin belirdiğini görebilir,
Soru: Allah'ın varlık ve birliğine inanmak aklî kidir, şer'i midir?
Cevap: Maturidilere göre, aklîdir. Yani, Yüce Allah, kendi varlığını Peygamberleri vasıtasıyle insanlara bildirmemiş olsaydı bile, insanın kendi akliyle O'nun varlığını bulup, birliğine inanması farz olur.
Eş'arilerin savundukları ikinci görüşe göre ise, bu farz oluş, şer'idir. (Yani, Yüce Allah, varlık ve birliğini Peygamberleri vasıtasıyle insanlara bildirmemiş olsaydı, O'nun varlık ve birliğine inanmak farz olmazdı. Bu görüşe göre Peygamberlerden habersiz olan bir kimsenin Allah'a inanması farz değildir.
Soru: Bu duruma göre, bugün bütün insanların Allah'a inanmaları farz mıdır?
Cevap: Evet. Her iki görüşe göre de farzdır. Zira Maturîdilere göre Allah'a inanmak, aklîdir; ki bu görüşe göre, bütün insanların Allah'a inanmaları farzdır.
Eşarilere göre de şer’idir. Yani, Allah'ın varlığını Peygamberler vasıtasıyle bilmiş olmak lâzımdır ki, farz olsun. Bu duruma göre de bugünkü bütün insanların Allah'a inanmaları farzdır. Zira bugünkü dünyada Peygamberlerden haberi olmayan bir insan pek düşünülemez.
Soru: Allah için bir yer ve şekil düşünmek mümkün müdür?
Cevap: Hayır. Allah için hiç bir şekilde -şöyledir veya böyledir diye- düşünülemez. Ve tahayyül bile edilemez. Yine Allah için, “önde, arkada veya herhangi bir yerdedir.” diye bir mekân da belirtilemez.
Allah, zatiyle hiç bir yerde mevcut değildir. Fakat sıfatlarıyle her yerde hazır ve nazırdır.
Soru: Allah bir kül (birkaç şeyden müteşekkil bir varlık) mıdır?
Cevap: Hayır. Allah, birkaç şeyin birleşmesiyle meydana gelmiş bir varlık değildir.
Soru: Allah, bir cüz (bütünün bir parçası) mıdır?
Cevap: Hayır. Allah, bütünün bir parçası değildir.
Soru: Allah'ı dünyada görmek mümkün müdür?
Cevap: Bu hususta iki görüş mevcuttur. Birinci görüşe göre Allah'ı bu dünyada görmek mümkün değildir.
İkinci görüşe göre ise, bazı Velî ve Peygamberlerin Allah'ı görmeleri mümkündür. Bu görüş fazla taraftar bulmuştur. Zira hepimiz biliriz ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Mir'ac hadisesiyle bu şerefe nail olmuştur.
Soru: Cennet'e girenler, Allah'ı görebilecekler midir?
Cevap: Evet. Âyet ve hadîslerle sabittir ki Cennet'e giren halis kullar, Allah'ın cemalini görmek şerefine nail olabileceklerdir.
Soru: Sonradan var olan bir şey, Allah olabilir mi?
Cevap: Hayır. Sonradan var olan bir şey, Allah olamaz. Çünkü yukarıda da anlattığımız gibi, Allah kadîmdir. Yani, öncesi yoktur. Gördüğümüz şu âlem, milyarlarca asırlardan beri var olsalar da, yine Allah'ın ezeli oluşu yanında en küçük bir ölçü değerine bile sahip olamazlar.
Soru: Sonu olan (yok olacak) bir varlık, Allah olabilir mi?
Cevap: Asla. O, bir var edicinin kendisini yaratmasına muhtaç değildir. Bundan münezzeh ve uzaktır. Çünkü, Allah-ı -hâşâ- var eden bir yaratıcı olsaydı, o zaman Allah, yaratılan olurdu. Halbuki, O'nun varlığı, kendinedir. Ve zaten yaşadığımız âlemin varlığını izah edebilmek için bu gerçekleri kabul ve teslim etmek zorundayız.
Soru: Acaba iki veya daha fazla Allah'ın varlığı düşünülebilir mi?
Cevap: İlmî deliller, bunu reddetmiştir. Bir an iki Allah'ın –hâşâ- var olduğunu farz edelim;
Var sayılan iki Allah'tan biri, başlı başına mümkünler (var ve yok olabilir şeyler) cümlesi diye adlandırdığımız şu varlıklar âlemini yaratmaya muktedir olabilecektir. Bu takdirde, ikinci bir Allah'ın varlığına muhtaç kalmayacaktır. Şayet bir Allah bu âlemi tek başına yaratmaya muktedir değilse, bu takdirde O, aciz ve zayıf kalır. Kendisine ihtiyaç duyulmayan aciz ve zayıf bir varlığın ise Allah olamayacağını en basit bir akıl ve izan sahibi insan bile takdir ederler.
Soru: Allah'ın kudretine bir misal gösterebilir
Cevap: Evet. Buna en güzel örneğini İnce ve hikmetli tablolarıyla önümüzde duran muhteşem kâinat manzumesi teşkil eder. O'nun büyük kudreti dışında hiç bir kuvvet böyle bir eseri meydana getiremez.
Soru: Bugünkü İlim, bize Allah'ın varlığı hususunda bir fikir veriyor mu?
Cevap: Evet. Bugün fen ilminde ispatlandığına göre; tabiatta hiç bir şey kendiliğinden var olmaz, var olan bir şey de, yok olmaz. Bu İspatın neticesine göre bu koca kâinat kendiliğinden var olamaz. Demek ki, bu âlemi yaratan bir varlık mevcuttur ki, o da Yüce Allah'tır.
Soru: Allah kanunu ile beşer kanunu arasındaki fark nedir?
Cevap: Hak dinin gerçek koyucusu, Yüce Allah'tır. Hiç bir insan ve hatta hiç bir Peygamber, din ve şeriat koyamaz ve getiremez. Allah kanunu ile beşer kanunu arasında aranılacak en önemli fark kanunun tecellisinde insan iradesinin rol alıp almadığı meselesidir. Şunu bilmek gerekir ki, Allah'ın indirdiği tebliğler asla insanoğlunun emeği mahsulü değildir. Bunlar bizzat Yüce Allah'ın iradesiyle zarurî olarak önce Peygamberin vicdanında sabit olur, zarurî bir ilimle açığa çıkar.
Bundan da anlıyoruz ki, Allah'ın kanunu olan hak dini, beşerin, yani Peygamberlerin koyduğu bir din değil, doğrudan doğruya Yüce Allah'ın insanları dosdoğru yola sevk edici ilâhî kanunudur. Burada Peygamberler, aracı ve elçi olmaktan başkaca bir göreve sahip değildir.
Soru: Bir damla suyun İlâhi hikmetleri nelerdir?
Cevap: Hepimizin bildiği gibi insanoğlu ilkin bir damla sudur ve bu sudan kemikler teşekkül eder. Yüce Allah'ın belirli miktarda, belirli şekilde yarattığı kemikler, vücudumuzun âdeta çatısını kuran direklerdir. Bu kemiklerin bazıları kısa, bazıları uzundur. Yumuşak meniden nasıl oluyor da böyle kendisinden apayrı bir madde meydana geliyor?
İşte gerçekten bizi düşündürmesi gereken ve daima hayranlığımızı üzerine çekmesi icab eden bir husus. Ve biz, gene burada da Yüce Allah'ın sonsuz gücünün açık-seçik delillerini görmekteyiz.
Soru: Allah'ın varlığının belirtilmesi bakımından göğün hikmetleri nelerdir?
Cevap: Dünyamıza hayat veren güneşi, ayı ve pırıl pırıl parlayan yıldızları ile gök, Allah'ın sonsuz hikmetlerini bağrında saklayan bambaşka bir âlemdir. Burada sayısız yıldızlar, ay ve güneş hareket eder, doğar ve batarlar. Bu varlıkları hareket ettiren, doğuran ve batıran hangi kuvvettir? Bu kuvvetler ilâhî kanunun ve düzenin dışında hareket edebilirler mi? Elbette hayır... Bütün bunları yapan ve yaratan Yüce Allah'tır. En büyük delil de, onların düzgün hareketlerinin, belirli zamanlarda doğuş ve batışlarının tâbi olduğu ilâhî düzenin tek oluşu ifadesidir.
Soru: Allah'ın varlığına delil olması bakımından yerin hikmetleri nelerdir?
Cevap: Yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle yeryüzü, apayrı bir âlemdir. Türlü-çeşitli nimetleri ve sayısız varlıkları barındıran uçsuz bucaksız yeryüzü, insanoğlunun hizmetine sunulmuş birçok hikmetlerle doludur. Acaba bu âlemde var olan yüce hikmetler az mıdır?
Gerek yerde, gerekse gökte, kişioğluna Yüce Allah'ın ebedî ve ezelî yaratıcı gücünü açıklayan, açık-seçik sayısız hikmet ve deliller mevcuttur. Yeter ki biz bu ilâhî sırları görebilecek basirete sahip olalım.
Soru: Allah'ın sonsuz güç ve iradesini belirtmesi bakımında çocuğun beslenmesindeki hikmetler nelerdir?
Cevap: Çocuk dünyaya geldikten sonra onun hemen annesinin memelerine sarılarak emmeye başladığını hepiniz biliyoruz. Ona bu ihtiyacı duyuran bu hareketleri yaptıran kimdir? Elbette ki Yüce Allah'tır. Çocuk alınan gıdaların hülasası ve beslenmeye en elveriişli besin olan sütle beslenir. Ananın süt dolu, ağzına uygun iki göğsünün uçlarından büyük bir keyifle şakır şakır süt emen çocuk, bu hareketlerini Yüce Allah'ın daha doğuştan kendisine bahşettiği içgüdüleri ile yapar. Meme uçları öyle ayarlanmıştır ki, uçlan hem çocuğun ağzına uyacak ve ayrıca sütün hep birlikte gelip çocuğu boğmayacak şekilde ayarlanmıştır. Çocuk neden sütle beslenir, süt nasıl meydana gelir ve bütün bu teşkilât nasıl ayarlanmıştır? Bu Sorulara vereceğimiz Cevaplara daima Yüce Allah'ın sonsuz gücünün tezahürlerini zevkle seyretmekteyiz.
Soru: Allah'ın varlığını mantıkla nasıl isbat ederiz?
Cevap: Mantıkçılar, Allah’ın varlığını isbat için şöyle bir muhakeme yürütürler:
“Kâinat sonradan meydana gelmedir. Çünkü daima değişikliğe uğruyor. Değişikliğe uğrayan her şey sonradan meydana gelmedir. Öyle ise kâinat da sonradan meydana gelmedir. Sonradan meydana gelen her şey bir yaratıcıya muhtaçtır. Kâinat da sonradan meydana geldiğine göre, onun da bir yaratıcıya ihtiyacı vardır, İşte bu yaratıcı, Yüce Allah'tır.”
Soru: Kâinatın varlık ve nizamı yaratanın varlık ve birliğine delil olabilir mi?
Cevap: Evet, Bunun ispatı için İmam-ı Âzam ile bir tabiatçı arasında geçen şu konuşmayı yazmak kâfidir.
Tabiatçı, nehrin karşı kıyısındadır İmam-ı Âzam kararlaştırılan saatten biraz geç gider. Tabiatçı onu görür görmez, kızarak:
“Bizi niçin beklettiniz?” diye sorar. İmam-ı Âzam:
“Dağdan ağaçlar kesildi; geldi; biçildi, tahta oldu; kendi kendine çivilenip kayık oldu; ben de bindim geldim; bunun için geciktim.” cevabını verir. Tabiatçı:
“Behey akılsız! Dağdaki ağaçlar hiç kendi kendine sandal olur mu?” deyince, İmam-ı Âzam:
“Bir ağaç kendi kendine sandal olamaz da; şu koskocaman sema, sayılamayacak kadar çok yıldız, ay ve güneş, nasıl olur da kendi kendine meydana gelebilir?” demiş. Tabiatçı:
“Peki, Allah’ın şimdi ne yapıyor?” diye sormuş. İmam-ı Âzam, Sorunun cevabını vermek için tabiatçıyı kürsüden indirip, kendisi oraya çıkarak:
“İşte Allah senin gibi bir kâfiri kürsüden indirdi ve benim gibi bir kulunu kürsüye çıkardı.” der. Bunun üzerine tabiatçı cevap vermekten aciz kalarak, müslümanlığı kabul etmiş.
Netice; kâinatın varlığı, yaratanın varlığına; kâinattaki nizam ve intizam da yaratanın birliğine delildir.
Soru: Allah'ın varlığına delil olması bakımından tabiattan örnek gösterilebilir mi?
Cevap: Evet. Hem de pek çok. Bunları sırasıyla yazalım:
1- Bir kadın, irade sahibi olduğu halde, çocuk doğurmakta hiç bir fonksiyona sahip değildir. Rahminde ne meydana, gelirse o doğar. Bu çocuğun herhangi bir şekil veya renkte olmasına hiç bir şekilde tesir edemez. Onu meydana getirip getirmemek de kendi elinde değildir. Olanlardan haberi de yoktur. Bütün bunlar, gözle görülmeyen, fakat varlığı akıl yoluyla hissedilebilen sonsuz ilim ve kudretin tesiriyle oluyor.
2- Küçük ve güçsüz bir böcek olan arının, eşsiz bir çalışma örneği göstererek çeşitli bitkilerden toplayıp yaptığı bal, ilâhî kudretin bir tecellisinden başka bir şey olamaz. Bugünkü ilim, bütün imkânlarına ve aralıksız çalışmalarına rağmen, bu küçük hayvanın meydana getirdiği balı yapmaktan acizdir. Koskoca insanlık, ilerlemiş fennine rağmen, böyle bir besini meydana getirmekten acizken, küçük, zayıf bir böceğin böyle bir şey yapması, yaratanın ilhamından başka ne ile izah edilebilir?
3- Minik bir kurtçuğun (ipekböceği) koza içinde, ağzından çıkardığı salya ile meydana getirdiği ipek de Allah'ın kudret ve tecellisinden başka ne ile izah edilebilir?
4- Odun halinde bulunan ağaçtan, bizi hayran bırakan renk, renk çiçeklerin ve çeşit çeşit meyvelerin meydana gelmesi de yine Allah kudretinden başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir.
Demek ki içinde yaşadığımız âlemi ve bu âlemde meydana gelen sayısız tabiat olaylarını yaratan, onlara intizam veren Allah kudretinin tecellisinden başka bir şey değildir.
Soru: Allah'ın varlık ve birliğini delillerle gösteren ayetler var mı?
Cevap: Evet. Birkaç tanesini buraya nakledelim:
1- “Hepsi bir su ile sulandığı halde, muhtelif şeyler yaratıyorum.”
2- “Deve, sığır, koyun gibi hayvanların karnından kırmızı ve başka başka renkli suları arasından ayırıp süt maddesini memeye indirerek halis beyaz renkli, güzel kokulu ve nefis çul alı süt çıkarırım ki (siz) ondan içersiniz.”
3- “Allah-ü Teâlâ, sizi ananızın karnında yaratıp çıkardı. Hiç bir şey bilmezdiniz. Zaman geçtikçe size görme, işitme duygularını ve anlama kabiliyetini ihsan etti. Şükretmeniz lâzım gelmez mi?”
Soru: Tabiatçılara; her şeyin tabiattan değil de, Allah'tan olduğunu nasıl ispat ederiz?
Cevap: Her şeyi rastlantıya bağlayan bir tabiatçıya, aşağıdaki Soruları sorarak, mantık yoluyla Allah'ın varlığını ispat edebiliriz:
Soru: Tabiat dediğin nedir?
Cevap: Tabiatçı, bu soruya ancak çeşitli mantıksız cevaplar verebilir. Halbuki, bir müslüman, Allah'ın bütün üstün sıfatlarıyla kesin olarak bilir.
Soru: : Tabiatın hayatı var mıdır?
Cevap: Yoktur, derse, hiç hayatı olmayan ölü bir tabiat bu kadar canlıyı nasıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru: İlmi var mıdır?
Cevap: Yoktur, derse; ilimsiz bir tabiat, bu kadar ilim sahibi insanı ve bu ilmin neticesi olan çağımızın korkunç fennini nasıl meydana getirebilir?
Vardır derse;
Soru: Tabiat, görme ve işitme duygularına sahip midir?
Cevap: Yoktur, derse; böyle bir kör ve sağır bir tabiat, gören ve işiten canlıları nasıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru: Tabiat konuşabilir mi?
Cevap: Hayır, derse; o takdirde, konuşamayan bir tabiat nasıl olur da konuşan insanı veya öten kuşu yaratabiliyor?
Evet derse;
Soru: Tabiat ebedî midir, yoksa bir sonu var mıdır?
Sonu vardır, derse; sonlu b:r şey, sonsuz ilmi ve sonradan meydana gelebilecek yaratıkları nasıl meydana getirebilir?
Sonu yoktur, derse; biz o zaman deriz ki: O sonsuz olan ve yukarıda sorduğumuz bütün sıfatlara sahip olan Allah'tır.
Tabiatçı bunun üzerine susmak zorunda kalacak ve inandığı şeyini saçma ve tutarsız olduğunu idrak ederek, Yüce Allah'ın birliğini tasdik etmek mecburiyetinde kalacaktır.
Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemleri yoktan var eden Yüce Allah vardır ve birdir. Her şeyi yaratan, yaşatan ve öldüren O'dur. O, zamandan, mekandan ve bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. O, hiç bir şeye muhtaç değildir, fakat her şey O'na muhtaçtır.
Yüce Allah'ın birçok kutsal isimleri ve çok büyük sıfatları vardır, isimlerinden bazıları şunlardır: Rahman, Rahîm, Halik, Razzak, Hakim, Aziz, Gaffar, Cebbar, Tevvap, Muhdi, Rabb, Hakk gibi.
Soru: Allah'ın kaç sıfatı vardır ve nelerdir?
Cevap: Yüce Allah'ın birçok sıfatları vardır. Biz bunları üç bölümde inceliyoruz:
a) Sıfat-ı Selbiye,
b) Sıfat-ı Zatîye,
c) Sıfat-ı Subutîye.
Soru: Sıfat-ı Selbîye kaç tanedir?
Cevap: Sıfat-ı Selbiye, altı kısımda incelenir:
a) Vücut,
b) Kadim,
c) Beka,
d) Muhalefetün lil havadis,
e) Vahdaniyet,
f) Kıyam bi nefsihi.
Bunları sırasıyle teker teker açıklayalım:
a) Vücut: Yüce Allah'ın varlığı demektir? Gerçekte Yüce Allah vardır, birdir ve en büyük varlık O'na mahsustur. O'nun yüce varlığına her şey şahittir ve varlığı görüp dokunabildiğimiz, işittiğimiz, kokladığımız ve hattâ kendi varlığımızdan bile daha ayan beyandır. Çünkü O olmasaydı hiç bir şey olmayacaktı.
Hepimiz iyi biliriz ki, şu âlemde hiç bir şey kendi kendisine var olamaz ve var olan bir şey de kendi kendine yok olamaz. Ve yine hepimiz biliriz ki, hiç bir mahlûk, ne bir zerreyi yaratabilir ve ne de bir zerreyi yok edebilir. Halbuki, yaşadığımız dünyada idrak ettiğimiz sonsuz âlemler var.
Her gün bu âlemlerin binlercesi var olurken, binlercesi de yok olup gidiyor. Demek ki bunları var eden, yok eden üstün bir kuvvetin sahibi vardır ki, biz buna Allah diyoruz. Ve varlığını da hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle kabul etmek mecburiyetindeyiz.
Soru: Kadim sıfatı ne demektir?
Cevap: Kadim, öncesi olmamak demektir, öncesi olmayana kadim denir, sonradan olana da hadis denir. Ulu Allah, kadimdir, varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O, ezelîdir, varlığına ve evveline asla yokluk geçmemiştir. Soru: Beka ne demektir?
Cevap: Beka, sonu olmamak demektir. Sonu olana fani, sonu olmayana baki denir. Allah da bakidir, ebedîdir, evveli olmadığı gibi, sonu da yoktur. Kâinattaki bütün varlıklar fanidir. Bir gün Allah'ın, “Yok ol!” emri ile yok olacaktır.
Soru: Muhalefetün lil havadis ne demektir?
Cevap: Yüce Allah sonradan yaratılmış varlıklardan hiç birine benzemez. O, varlıklar âleminde gördüğümüz, bildiğimiz, duyduğumuz ve hayal ettiğimiz şeylere hiç bir şekilde benzemez. Yüce Allah, insan hafızasının hatırlayabileceği her şeyden uzak ve başkadır.
Kâinatta her şey sonradan var olmuştur. Ve Allah bunlardan hiç birine asla benzemez. Aynı zamanda yaratıkların muhtaç olduğu (yiyip içme, yatıp kalkmaya, v.s.) şeylere asla muhtaç değildir ve bunlardan münezzehtir.
Soru: Kıyam bizatihi ne demektir
Cevap: Yüce Allah'ın var olması ve durması, kendi kendinedir. Kimse O'nu var etmemiş, O'nun varlığı kendi kendinedir.
Soru: Vahdaniyet ne demektir?
Cevap: Vahdaniyet; birlik, yalnızlık, benzeri olmamak mânâlarına gelir. Artmamak, parçalanmayı kabul etmemek ve eksilmeyi reddetmek gibi mânâları da ifade edebilir. Bu sıfatı taşıyana vahit denir. Yüce Allah, vahit'tir, zatında ve sıfatında birdir, benzerden uzak ve münezzehtir.
Soru: Sıfat-ı zatiye kaç tanedir?
Cevap: Sıfat-ı Zatiye:
1- Hayat,
2- İlim,
3- Semi,
4- Basar,
5- İrade,
6- Kudret,
7- Kelâm,
8- Tekvini olmak üzere sekiz tanedir.
Soru: Hayat ne demektir?
Cevap: Hayat, dirilik demektir. Yüce Allah diridir. Bu sıfat kendisinde bulunmayan bir varlık hiç bir eser meydana getiremez. Halbuki, bu dünyayı Allah yaratmıştır. O halde Allah, hayat sahibidir.
Soru: İlim ne demektir?
Cevap: İlim, bilmek ve anlamak manasınadır: Yüce Allah, ilim sıfatı ile mevsuftur. O, bilir ve O'nun bilgisi, yaratıklarının bilgisi gibi basit ve sınırlı değildir. Her sırra vakıf olan Allah, eğer ilim sahibi olmasaydı, türlü-çeşitli bu âlemi ne yaratabilir, ne de idare edebilirdi.
Soru: Semi ne demektir?
Cevap: Semi, işitmek demektir. Yüce Allah, işitmek sıfatı ile mevsuftur. O, her şeyi işitir. En gizli ve kısık sesleri, en sessiz ve gürültüsü: hareketleri O, daima duyar. Yalnız Yüce Allah'ın duyuşu, duyguların tesiri olmadan, havasız ve kulaksız, yani maddi bir araca ihtiyaç kalmadan olmaktadır.
Soru: Basar ne demektir?
Cevap: İrade, dilemek ve seçmek demektir. Yüce Allah'ın iradesi ezelidir. O, her şeyi dilediği zaman ve mekânda, istediği şekilde hikmetine göre yaratmıştır. O'nun irade buyurduğu bir şey hemen olur. iradesi dışında hiç bir şey vücut bulamaz ve var edilemez.
Soru: Kudret ne demektir?
Cevap: Kudret; güç, kuvvet ve zenginlik mânâlarına gelir. Yüce Allah, önü ve sonu olmayan bir güce ve kuvvete sahiptir. Her istediği şeyi dilediği gibi tasarruf edebilir.
Soru: Kelâm ne demektir?
Cevap: Kelâm, bir mânâsı olan ve bir maksadı anlatan söz demektir. Yüce Allah, kelâm sıfatıyla muttasıftır. Yalnız O, harfsiz, sessiz ve sözsüz konuşur. Yüce Allah'ın, Peygamberlerine dilediği şeyleri vahy ve ilham etmiş olması, kelâm sıfatının tecellisinden başka bir şey değildir. Kur'an'ın inişi de, Yüce Allah'ın kelâm sıfatının tecelli edişi sonudur.
Soru: Tekvin ne demektir?
Cevap: Tekvin; var etmek, icat etmek manasınadır. Bu sıfat da ancak Yüce Allah'a mahsustur. Yüce Allah'ın bu kâinatı yoktan var etmesi, yaşatması ve öldürmesi bu sıfatın tecellisinin neticesinden ibarettir”.
Soru: Sıfat-ı subutiye kaç tanedir ve nelerdir?
Cevap: Sıfat-ı Subutiye, sekiz tanedir. Bunları sıra ile açıklayalım
1- Hay: Ulu Allah, yayıcıdır.
2- Alim: Yüce Allah, bilicidir.
3- Semî: Allah duyucu ve işiticidîr.
4- Basir: Yüce Allah her şeyi görücüdür.
5- Mürid: Yüce Allah, dileyip yaratan ve gene isteyip öldürendir.
6- Kadir: Yüce Allah'ın gücü, her şeyi kaplayıcıdır,
7- Mütekellim: Yüce Allah konuşucudur.
8- Mukevvin: Yüce Allah yaratıcıdır.
Soru: Îmanın ikinci şartı nedir?
Cevap: İmanın ikinci şartı, meleklere inanmaktır.
Soru: Melekler nasıl şeylerdir?
Cevap: Melekler, Yüce Allah'ın nurdan yapmış olduğu ve gerçek kimliğini sadece kendisinin bildiği, üstün güçte yaratıklardır.
Soru: Meleklerin ne gibi sıfatları vardır?
Cevap: Melekler, erkeklik-dişilik gibi cins ayrılıklarından uzaktırlar. Yemezler, içmezler, doğmaz ve doğurmazlar. Her biçime girebilirleri
Soru: Meleklerin vazifesi nelerdir?
Cevap: Meleklerin vazifeleri sadece Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmektir. Bazıları yerde, bazıları gökte vazife görür. Kimisi, daima ibadetle meşguldür, kimisi de kulların sevap ve günahlarını kaydetmek gibi yazıcılıkla uğraşırlar.
Soru: Meleklerin varlığı ne ile sabittir?
Cevap: Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün Peygamberler, inmiş olan ilâhî kitaplar, meleklerin var olduğunu bildirmişlerdir. Hz. Kur'an'da meleklerin varlığından bahseder.
Soru: Melekleri inkâr eden ne olur?
Cevap: Melekleri inkâr etmek, Peygamberleri, kitapları reddetmek olacağı için, kâfirliktir.
Soru: Duyu organları- ile meleklerin varlığı fark edilir mi?
Cevap: Hayır. Şimdiye kadar bütün âlimlerin üzerinde görüş birliğine vardığı gerçek, beş duyu organının (göz, kulak, burun, deri ve dil) ile tam olarak âlemi tanıyamayacağımız ve meleklerin varlığını fark edemeyeceğimizdir.
Soru: Bugünkü hayatta bize meleklerin varlığını izah eden şeyler mevcut mudur?
Cevap: Evet. Her gün ruh, şuur, akıl, vicdan ve elektrik kablosundan geçen cereyan (elektrik enerjisi) gibi, varlıkların sözünü ettiğimiz halde kendilerini bir türlü göremeyiz. Şu halde, duyu organlarıyla farkına varamadığımız melekler vardır.
Soru: Meleklerin yaradılışındaki hikmet ne olabilir?
Cevap: Yüce Allah insanlarda olduğu gibi, melekleri de, varlığına, sonsuz kudretine ve azametine, birliğine ve gücüne şahitlik etsinler diye yarattı. Ayrıca insanlar, kendilerini bu yüksek gizli kuvvetler sayesinde daima göz hapsi altında tuttuğunu bilerek, Yüce Yaratan'ına karşı saygılı ve uyanık olurlar. Yaradılışının başka bir hikmeti de bu olabilir.
Soru: En büyük dört meleğin adları nelerdir?
Cevap: En büyük dört melek şunlardır: Azrail, Cebrail, Mikail, İsrafil.
Soru: Azrail'in görevi nedir?
Cevap: Azrail (a.s.) vadeleri dolduğu zaman insanların ruhlarını almakla mükelleftir.
Soru: Acaba Azrail, bir anda ölen yüz binlerce insanın canını birden nasıl alabiliyor?
Cevap: Günümüzde bu sorunun cevabı, çok kolaydır. Çünkü koskoca bir şehrin elektrik şebekesi, o şehrin elektrik santralindan bir düğmeye basmak ve çevirmekle idare ediliyor. Düğmeye bir basmakla şehrin bütün lâmbalarını yakıyor veya söndürebiliyoruz. Bu misalden sonra Azrail'in binlerce canı birden nasıl aldığı anlatılmış oluyor.
Soru: Cebrail'in görevi nedir?
Cevap: Cebrail'in görevi; Yüce Allah'ın kitaplarını, Peygamberlere tebliğ etmektir.
Soru: Mikaîl'in vazifesi nedir?
Cevap: Yağmur, rüzgâr, ekin gibi bazı tabiat olaylarının meydana gelmesiyle vazifelidir.
Soru: İsrafil'in ne vazifesi vardır?
Cevap: İsrafil, kıyamet gününün meydana gelmesi ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmesi ile vazifelidir.
Yüce Allah insanlara doğru yolu gösterecek birtakım Peygamberler göndermiştir. Bu Peygamberler, insanlar arasından çıkmıştır. Yüce Allah, bazı Peygamberlere de kitaplar indirerek, insanlara emirlerini, yasaklarını, hülâsa gerçek hak yolunu göstermiştir.
Bu kitaplardan bazıları sayfalar halindedir. Dört tanesi de büyük kitaplardır.
Soru: Sayfalar kaçar tane ve hangi peygamberlere gelmiştir?
Cevap: On sayfa Âdem Peygambere, elli sayfa Şit Peygambere, otuz sayfa İdris Peybambere, on sayfa da İbrahim Peygambere verilmiştir.
Soru: dört büyük kitabın adları nelerdir?
Cevap: Bu dört büyük kitap: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'dır.
Soru: Bu Kitaplar hangi Peygamberlere gelmiştir?
Cevap: Kitaplar sırayla şu Peygamberlere gelmiştir: Tevrat Hz. Musa'ya, Zebur Hz. Davud'a, İncil Hz. İsa'ya, Kur'an-ı Kerim de Muhammed'e (s.a.s.) gelmiştir.
Soru: Bu Kitaplar Peygamberlere nasıl inmiştir?
Cevap: Yüce Allah bu semavî kitapları vahy yoluyla Peygamberlerine indirmiştir.
Soru: Kitaplar vahy yoluyla nasıl indirilir?
Cevap: Vahy, ya Cebrail (a.s.) adındaki büyük melek aracılığıyla ya da ilham yolu ile olur.
Soru: Bütün Kitaplara inanmak şart mıdır?
Cevap: Yüce Allah'ın Peygamberlerine indirdiği bütün kitaplarına, her müslümanın inanması gerekir.
Soru: Bu Kitaplara inanmayanlar ne olur?
Cevap: Bu kitaplardan herhangi birisine inanmayanlar, İslâm çerçevesinin dışındadırlar,
Soru: Bugünkü İlâhî Kitaplara inanmalı mıyız?
Cevap: Kur'an dışında bugünkü ilâhî kitaplara inanmayız. Çünkü bunlar, şahıslar tarafından değişikliğe uğratılmış ve asıllarını kaybetmişlerdir. Bu kitaplar indiği zaman, ilâhî vasıf taşıyorlardı. Fakat izah edildiği gibi, sonradan değişikliğe uğratılmışlardır.
Soru: Diğer ilâhî Kitaplar değiştirilmiş olmasaydı Kur'an indikten sonra onlarla amel edilebilir miydi?
Cevap: Hayır. Diğer ilâhî kitaplar hiç bir değişikliğe uğratılmış bulunmasalardı bile, Kur'an-ı Kerim indikten sonra onlarla amel edilmez.
Soru: Kur'an-ı Kerim neden diğer İlâhî Kitapların hükmünü bozdu?
Cevap: Çünkü Kur'an-ı Kerim, on dört asırdan beri en ufak bir değişikliğe uğramamış. Ve de kendi zamanına kadar inmiş olan bütün ilâhî semavî kitapların esaslarını en mükemmel ihtiva etmekte olup, kıyamete kadar en modern toplumların ihtiyacına cevap verebilecek zenginliktedir.
Soru: İlâhî Kitaplardan birini inkâr eden ne olur?
Cevap: İlâhî kitaplardan hiç birisi inkâr edilemez. Çünkü birisini inkâr etmek, hepsini inkâr etmek demektir. Gerçek bir müslüman, bütün İlâhî kitaplara inanır, fakat yalnız Kur'an-ı Kerim'le amel eder.
Soru: Kur'an-ı Kerîm ne gibi konuları îhtîva eder?
Cevap: Kur'an-ı Kerim çok çeşitli ve zengin konulan içine alır. Denilebilir ki, Kur'an-ı Kerim derecesinde konulan ve muhtevası bakımından zengin bir kitap mevcut değildir.
Kur'an-ı Kerim, insanlara kurtarıcı olarak gönderilen Peygamberlerin hayat hikâyelerini anlatır. Onların yaptığı vazifeleri ve verdikleri mücadeleleri bildirir. Geçmiş milletlerin hayatı ve tarihî olaylar nakledilir. Bunlardan insanların ibret dersi almaları için ilâhî davet yapılır,
Soru: Kur'an-ı Kerim'in bize emirleri nelerdir?
Cevap:Kur'an-ı Kerim, müslümanların daima uyanık, dinlerine saygılı, hakkı müdafaa eden kişiler olmasını isteyen büyük kitabımız, gene müslümanların maddi ve manevî bakımdan güçlü olmalarını, her çeşit modern teknik araçlara sahip bulunmalarını ve asla düşmana boyun eğmemelerini emreder. Allah'a karşı ibadet etmeyi, doğru olmayı, yardımcı ve misafirperver olmak gibi insanî hareketlerde bulunmamızı emreder.
Soru: Kur'an-ı Kerîm’in nefis hakkındaki görüşleri nelerdir?
Cevap: İnsanoğlunun en püf noktası olan nefsî duygularını, diğer bir deyimle; duygusal hayatını ele alarak bunların mutlaka frenlenmesini emreden Kur'an-ı Kerim, kişiyi baştan çıkaranın nefs olduğunu bildirmekle, gerçeğin ta kendisini ifade etmiştir.
Bu duygular, kimisini meyhaneye, bazısını kumarhaneye, bir kısmını hapishaneye tıkabiliyor. Hele içki, kumar ve zina insanı maddî ve manevî bakımdan mahveden, idam sehpasının üçayağıdır. Bu bakımdan, Hz. Kur'an, müslümanların daima akıl ve mantık kaidelerine uygun, duygulardan uzak, temkinli ve tedbirli hareket etmeye davet eder.
Soru: Kur'an-ı Kerîmin ilme verdiği değer nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim, ilme büyük değer vermiştir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” âyeti celilesiyle bilginlere ve dolayısıyla ilme verdiği değeri belirtmiştir. Ayrıca başka bir âyet-i celîlede; bilgiyi aydınlığa, cahilliği de karanlığa benzeterek bilgililik ile cahillik arasındaki farkı karanlık ve aydınlık arasındaki büyük tezatla izah etmiştir.
Soru: Kur'an-ı Kerim değişikliğe uğratılmış olabilir mi?
Cevap: Hayır. Zira Kur'an-ı Kerim'in âyetleri nazil olduktan sonra, bunlar sahabelere ezberlettirilmiş, Hz. Ebu Bekir zamanında ehliyetli bir heyet tarafından bir nüshası yazılmış, Hz. Osman zamanında ise bu nüshalar çoğaltılıp çeşitli yerlere gönderilmiştir. Ve bugüne kadar da değil bir kelimesi, tek bir harekesi bile değiştirilmiş değildir.
Soru: Bundan sonra değiştirilebilir mi?
Cevap: Buna imkân ve ihtimal yoktur. Zira, bugün hemen hemen her müslümanın evinde bulunmak üzere milyonlarca aslının aynı Kur'an'lar mevcuttur. Bu itibarla, Kur'an'da yapılacak en ufak değişiklik, hemen fark edilecek ve bundan dolayı da Kur'an' da herhangi bir değişikliğin yapılabileceğine ihtimal verilemez.
Ayrıca Yüce Allah, “Kur'an-ı Kerim'i biz indirdik, kıyamete kadar da biz koruyacağız.” diyerek, bu ilâhî kelâmı değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini ilân etmiştir.
Soru: Kur'an-ı Kerim ile diğer kitaplar arasında ne gibi farklar vardır?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'den başka diğer kitaplar mevziîdirler. Yani, belirli milletlere gönderilmiştir. Bu kitaplarla ancak o milletler belirli bir süre için amel etmekle mükelleftirler. Halbuki, Kur'an-ı Kerim, bütün insanlık için gönderilmiş, kıyamete kadar devam edecek ve en medenî ihtiyaçları karşılayacak yollar gösteren muhtevada bir kitap olarak gönderilmiştir.
Soru: Kur'an-ı Kerim'in değiştirilmiş olduğunu söyleyenler var mıdır?
Cevap: Çağımızda tarafsız Avrupa bilginleri de Kur'an-ı Kerim'in bir noktasının bile değişmemiş olduğu gerçeğini rahatlıkla söyleyebilmektedirler.
Masonluk, siyonist -ve komünizm gibi düşmanlıkları belli bazı teşkilâtlar tarafından söylenilmiş sözler, zaten nazarı itibare alınamaz.
Soru: Kur'anı Kerim tercüme edilebilir mi?
Cevap: Bugün Kur'an-ı Kerim dünyanın belli başlı bütün dillerine tercüme edilmiştir. Çeşitli mütercimler tarafından hazırlanmış birkaç çeşit Türkçe tercümesi de mevcuttur.
Soru: Tercümeler Kur'an'ın asıl mânâsını verebilir mî?
Cevap: Asla. Kur'an-ı Kerim çok geniş anlamlı bir kitaptır. Onun için hiç bir mütercim O'nun kasd etmiş olduğu bütün mânâları vermeye muktedir değildir.
Soru: Tercümeler, Kur'an-ı Kerim sayılabilir mi?
Cevap: Hayır. Yukarıda izah ettiğimiz gibi, tercümeler Kur'an-ı Kerim'in anlatmak istediği bütün mânâları hiç bir zaman veremezler. Bundan dolayı da tercümeler, Kur'an-ı Kerim'in yerini tutamazlar ve bunlara Kur'an-ı Kerim denilemez.
Soru: İlâhî Kitaplara ihtiyaç var mıdır?
Cevap: Kişioğlunu yoktan vat eden Yüce Allah, onun dünyada takip etmesi gereken doğru yolu en iyi bilendir. Ve gene kişioğlu, hak yolunda yürüyerek Yüce Allah'ın, rızasını kazanabilmek için O'nun talimatına göre hareket etmelidir. Yüce Allah'ın kullarından istediği birtakım hak ve vazifeler olmalıdır. Bu yüzden, Yüce Allah'ın kanunlarını bildiren kutsal kitaplara ihtiyaç vardır.
Soru: İlâhî Kitaplar inmeseydi ne gibi zararlarımız olurdu?
Cevap: İlâhi kitaplar, insanların manevî ve maddî hayatlarını, düzene sokan birer ilâhî kanundur. Yüce Allah, insanlara bak ve vazifelerini bu kitaplarda bildirmiştir. Bu kitaplar inmeseydi, kişioğlu nereden geldiğini, nereye gideceğini, niçin geldiğini, niçin gideceğini; âhiret hayatı ve onun çeşitli nimetlerini bilemezdi. Yine bu kitaplar sayesinde insanlar, “Yüce Allah'a karşı hak ve vazifelerini, yaradılışlarının hikmetlerini öğrendiler.
Soru: Bu kitapların inanç yönünden faydaları nelerdir?
Cevap: Kitapların inanç yönünden faydası çok büyüktür. İnsanları; taşlara, ağaçlara, insanlara, tabiat kuvvetlerine ve kendi eli ile yapmış olduğu putlara tapmaktan kurtarmış, Allah'a badet et öğüt alma, doğru yoldan yürüme hakikatine erdirmiştir.
Soru: Öz olarak bu Kitaplar ne için inmişlerdir?
Cevap: İlâhî kitaplar, insanların dünyada selâmetlerini, âhir saadetlerini sağlamak için inmişlerdir ve karanlıkta körleşmiş insanları maddî ve manevî yönden üstün hayata kavuşturmuşlardır.
Soru: Kur'an-ı Kerim'in hukuk anlayışı nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim tarih boyunca insanlığın arzu ettiği çek adaleti, tam eşitliği, büyük sevgi ve saygıyı, siyasî ve iktisadî riyeti, insana insan olduğu için iyi davranılmasını emreder. Hak ve hukuk anlayışını, “Bütün müslümanlar birbirlerinin kardeşidir.” diyerek üstün insanî kardeşliği, ancak bu kitapta bulabiliriz.
Soru: Kur'an-ı Kerim'e uyanlar ne gibi bir kazanç elde ederler?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği aydınlık ilâhî hak yol gidenler, birlik ve beraberlik içinde yaşayarak, üstün çalışkanlıkla sosyal ve iktisadî bakımdan kalkınırlar. Tam bir ahenk ve dostluk içinde hayat sürerler.
Çünkü Hz. Kur'an, insanları; “Allah birdir” hakikati etrafında toplayarak onlara, siyasî, iktisadî ve sosyal alanlarda en medenî ihtiyaç giderecek esas ve prensipleri bildirir. Bunun için insanların Allah'a ve birbirlerine karşı olan hak ve vazifelerini belirtir. Onları zulümden, bencillikten, dalâletten, hıyanetten, gafletten, cimrilikten, kincilikten, düşmanlıktan, tembellikten ve her çeşit kötülüklerden kurtarır. Yüce Allah'ın varlık, birlik ve büyüklüğünü ilân eden Hz. Kur'an, amansız çalışmayı emreder. Kişioğluna, çalışmasının karşılığını elde edildiğini, kendi emeği mahsulünü yiyebileceğini ve harama asla el uzanmaması gerektiğini söyler.
Yüce Allah'ın buyurduğu gibi hak ile bâtılı, yalanla doğruyu birinden ayırt eden Kur'an-ı Kerim, müslümanlar için şifa ve rahmettir. Hz. Kur'an sayesinde kişioğlu, dünyasını da, âhiretini de dörtbaşı mamur bir şekilde öğrenerek kendisini bekleyen kollarını açmış ebedî saadete doğru büyük bir aşkla yol almaktadır. Yüce Allah, he Kur'an'dan ve imandan ayırmasın, âmin.[101] .